1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer

Enerji Bağımsızlığımız ve Akkuyu Nükleer Santrali

Share
Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE MicrosoftInternetExplorer4
Japonya’da deprem ve deprem dalgası sonrasında Fukushima Daiiçi nükleer santrallarında yaşanan kazanın yol açtığı sorunlar, pek çok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de nükleer santrallar konusundaki tartışmaları tetikledi.
 
Nükleer enerji Türkiye’nin gündemine, özellikle teknoloji ve bilimsel alanlarla ilgili olan konularda olduğu gibi, yine olumsuz bir olay olunca girdi ve sansasyonel haber değeri kalmayınca da gündemden çıktı.
 
Oysaki, Türkiye’nin geleceğinde çok önemli bir rol oynayacak olan bu konunun kamuoyunca, enine boyuna öğrenilmesi ve ayrıntılı bir biçimde incelenmesi gerekir. Halkımızın “bilgisi olmadan fikrinin olması”nın önüne geçilmesi için, Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı başta olmak üzere, ilgili Devlet kurumlarının sürekli, yaygın ve yoğun bir bilgilendirme kampanyası yapması gerekirdi.
 
Enerji bağımsızlığı
Akkuyu Nükleer Santralı konusu, Bu makalede, “enerji bağımsızlığımız” açısından incelenecektir.
İlk elektrik enerjisini, 1912’de Fransızların İstanbul Haliç’te Silahtarağa’da kurdukları termik santraldan sağlayan Türkiye, bugüne kadar geçen 100 yılda hiç bir elektrik santralını yüzde yüz yerli yapım olarak gerçekleştirememiştir. Mesele, genelde “sermaye yanlısı hükümetlerin sürdüregeldiği yanlış enerji politikaları sonucu ülkemiz, birincil enerji tüketiminde %71,5, elektrik tüketiminde ise, kaynaklar bakımından, %60’ varan oranlarda dışa bağımlı hale getirilmiştir.” şeklinde ifade edilir. Ancak, bu ifade doğruyu yansıtmamaktadır. Zira, enerji üretimi denkelemini
 
Enerji = birincil kaynak + kaynağı enerjiye dönüştüren tesis + iletim hatları
şeklinde ifade edersek, ’enerjide bağımsızlık’ sağlayabilmek için, denklemin her bir öğesine hakim olmanın şart olduğu kolayca görülür. Kısacası, hep öne sürüldüğü gibi, “yerli kaynakların varlığı” yetersizdir. Enerjinin üretimi ve iletimi için gerekli olan ‘stratejik’ makine, techizat, alet vb.imal edecek sanayi yapılanmasının da ülkede var olması şarttır.
 
Nükleer teknoloji transferinin Türkiye’nin sanayileşmesi için önemi
Sürdürülebilir kalkınma anlayışı içinde, baz enerji santralı olan nükleer enerji santralı, nükleer elektrik üretimi, enerji temin güvenliği açısından bir seçenek olmaktan da öte bir zorunluluk haline gelmiştir. Ancak, çok ileri teknoloji dalı olan nükleer teknoloji elektrik üretim seçeneklerinden biri olarak ele alınmamalıdır. Zira, günümüzde hayati bir önem kazanmış olan bu teknolojiyi kazanmak, bilimsel ve teknolojik alanda ilerlemek, hatta, Güney Kore’de olduğu gibi, gerçek manada bir sanayi ülkesi olma yolunda çok ileri bir sıçramayı da başarmak anlamına gelir.
 
Nükleer teknoloji gibi çok geniş kapsamlı ileri teknolojilerin ülkeye kazandıracağı pek çok yarar vardır. Bir nükleer santralde yüksek teknoloji gerektiren yaklaşık 22 bin değişik parçanın bulunduğu göz önüne alınırsa, böyle bir teknolojiye sahip olmaya yönelmekle sanayimiz, bilim ve teknoloji kuruluşlarımız pek çok değişik alanda kullanılabilecek bilgi birikimi ve tecrübe kazanacaktır. Bu kapsamda, teknolojik yaşamın her alanında karşımıza çıkan nitelikli ileri malzemelerin üretimi, yeni yapım ve üretim tekniklerinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi, bilimsel, teknik ve teknolojik kapasitenin arttırılması, kalite kontrolünün ve yüksekliğinin sağlanması, sanayide değişik iş kollarının kurulup çalıştırılması, yeni iş alanlarının açılarak istihdamın arttırılması gibi konular sayılabilir. Ayrıca, nükleer teknoloji Türkiye’nin üst düzey bilimsel ve teknoloji kültürünün gelişmesinde, özellikle teknik eğitimin nicelik ve niteliğinin yükseltilmesinde, dolayısı ile sanayide de itici bir güç olmak ve tetikleyici vazifesi görmek gibi yadsınamaz faydalar da sağlar. Bunlara birlikte, ülkede nitelikli bir ‘Güvenlik Kültürü’nün yerleşmesi ve gelişmesinde önemli rol oynar. Nitekim, Dünya’daki mevcut konjonktürde, nükleer enerji ve teknolojilerinin, teknoloji planlamalarını akılcı bir şekilde başarabilen gelişmiş ülkelerde toplandığı görülmektedir. Nükleer teknoloji transferini çok başarılı bir şekilde gerçekleştiren ülkelerin başında gelen Güney Kore’nin, kısmen de bu kazanımlar sayesinde, diğer teknolojik alanlarda elde ettiği başarılı sonuçlar bu tesbitleri doğrular niteliktedir.
 
Nükleer teknoloji transferi stratejisinin ana hatları
Nükleer teknoloji transferini, ‘’ nükleer güç programını destekleyecek, planlama, araştırma-geliştirme, kalite temini, lisans verme, yakıt maddesi ve yakıt üretimi, atık yönetimi gibi hizmetlerin yürütülmesi için gerekli yapılanmaları ve insan gücünün eğitilmesini içerir’’ şeklinde özetleyebiliriz.
 
Nükleer teknolojinin transferi ve özümsenmesi, uzun vadeli ve zahmetli bir iştir.Bu yüzden, başlangıçta açık ve seçik bir biçimde tanımlanmış olan bir nükleer enerji programının ve uygun stratejinin ısrarla sürdürülmesi ve uygulanması ile elde edilir. Bu da ancak nükleer programın bir Devlet Politikası olarak benimsenmesi ve yürütülmesi ile mümkündür. Ne varki, ne 1972 ve 1983 yıllarında TAEK tarafından hazırlanmış olan “Nükleer Güç Programları”, ne de Eylül 1998 tarihli ÇNAEM TR 338 numaralı raporda ortaya konmuş olan ‘’Nükleer Güç Alanında İzlenecek Ulusal Politika ve Program önerisi” bir Hükümet Programı olarak gündeme bile alınmamıştır. Halbuki böyle bir programın Devlet Politikası’’ olarak benimsenmesi gerekir. Sarsılmaz bir siyâsî kararlılık ile güçlendirilmiş böyle bir millî irâdenin neler gerçekleştirebileceğine en iyi iki örnek Güney Kore ile Hindistandır.
 
Başarılı bir nükleer teknoloji transferi planı ve stratejisinin ana hatları şu şekilde sıralanabilir:
1. Nükleer enerji üretimine yönelik reaktör tipinin belirlenmesi,
 
2. Nükleer yakıt çevrimi tesisleri,
 
3. Nükleer atık yönetimi stratejisi,
 
4. İlgili teknolojilerin tranferi,
 
5. Yeni ve yenilikçi reaktör teknolojilerinin geliştirilmesi çalışmalarına katılmak,
 
6. Nükleer alanda sürdürülecek bilimsel ve teknolojik araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin belirlenmesini ve bu kapsamda araştırma yapacak bilim ve teknoloji merkezlerinin kurulması,
 
7. Nükleer güvenliği ilk sıraya koyan bir kalite güvenlik kültürü anlayışının oluşturulması,
 
8. Nükleer güvenlik ve kalite güvencesine ilişkin olarak kurumsal ve hukuksal altyapının ve uygulama sisteminin yeniden teşkil edilmesi,
 
9. Kamuoyunun duyarlı olduğu konularda;
Olabildiğince açık bir tanıtım ve bilgilendirme ile
Halk ve sivil toplum örgütleriyle etkileşim sistem ve metodlarının oluşturulması,
 
10. Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere uyum çalışmaları,
 
11. Nükleer teknolojide öngörülen niteliklere sahip insan gücü gereksiniminin karşılanmasıyla ilgili faaliyetleri,
 
12. Her aşamada yerli katkının arttırılmasını sağlayacak bürokratik düzenlemelerin yapılması,
 
13. Stratejinin bir devlet politikası olarak benimsenmesi.
 
 
“Akkuyu Sahası’nda Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma” ile başarılı bir teknoloji transferi yapılabilir mi?
 
12 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’da T:C: Enerji ve Tabii kaynaklar bakanı Taner Yıldız ile Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Igor I. Sechin tarafından imzalanan, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahası’nda Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma”nın onaylanması Bakanlar Kurulu’nca 27/8/2010 tarihinde kararlaştırıldı.
 
Nükleer teknoloji transferine, Anlaşma’nın Amaç ve kapsamı belirleyen 3. Maddesi’nin 2. bendinin 2.24 nolu paragrafında atıfta bulunulmaktadır. Ancak bu atıf, “Teknoloji transferi ve” şeklinde genel geçer bir ifade olup, transferin neleri kapsayacağı belirtilmemiştir. Buna karşılık, aynı maddenin 3. bendinde ise: “İşbu madde kapsamındaki işbirliği konuları, Türk Kuruluşları ve Rus Kuruluşları tarafından, Türk Tarafı'na mali yük getirilmeden yürütülür. Türkiye Cumhuriyeti'nde nükleer yakıt üretim tesislerinin kurulması ve işletimi de dahil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü hakkındaki işbirliği ve teknoloji transferi Taraflarca mutabakata varılacak ayrı koşullar çerçevesinde yürütülecektir.” denmektedir. Dolayısıyla, teknoloji transferinin, anlaşmaya varılabildiği takdirde, “nükleer yakıt üretim tesislerinin kurulması ve işletimi de dahil olmak üzere nükleer yakıt döngüsü” ile sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır. Bu yetersiz bir “teknoloji transferi” olur.
 
Hükümetin kamuoyuna yaptığı açıklamaları, ülkemizde nükleer konularda yapılan ön hazırlıklarıklarla birlikte değerlendirdiğimizde; bu şartlar altında, gerçek ve kapsamlı bir nükleer teknoloji transferinin yapılmasının maalesef mümkün olmadığını söylemek yerinde olur. Zira, değişik reaktör tiplerine ve yapımcı ülkelere (Akkuyu’da Rus, Sinop’ta ‘Batı tipi” [japon?]), dolayısıyla farklı yapım, işletme, güvenlik kültürü vb. konulara açık olan bir yaklaşım Türkiye’nin; ne ekonomisinin, ne teknik insan gücünün ne de organizasyon kapasitesinin kaldırabileceği bir sürece yol açacaktır. Bu durum, ülkemizdeki ‘otomotiv sanayisi’nin içinde bulunduğu durumun bir benzerini meydana getirmekten öte bir fayda sağlamaz. Öyleki, bir çok ülkenin çeşitli otomobil modellerini üretiyoruz ama, ne en stratejik kısmı olan motorunu yapıyoruz, ne de kendimize ait bir model ve marka yaratabildik.
 
 
TAEK’in teknoloji transferinde nasıl bir rol oynayabilir?
Gerçekci olarak bakıldığında: bugünkü haliyle TAEKin, değil nükleer teknoloji transferi gibi geniş kapsamlı ve karmaşık bir süreci, yapımcı firma tarafından kendisine sunulan bir nükleer santral tasarımını, sıfırdan başlayıp, inceleyerek gerekli lisansları vermek için gerekli olan:
 
1. Mükemmel bir örgütü,
 
2. Bu konuda yetişmiş yeterli nitelik ve sayıda elemanı,
 
3. Eksiksiz bir mevzuatı,
 
4. yeterli donanımı, ve
              
           5. Yeterli deneyim ve bilgi düzeyi olduğunu söylemek mümkün değildir. Akkuyu’ Nükleer Santralı’nın inşasına 2012 hatta 2013 yılında başlanacak olsa dahi, birinci reaktörün yapımı süreci için gerekli sayı ve nitelikte yerli uzmanın yetiştirilmesini beklemek gerçekçi değildir. Nükleer teknoloji transferine dönük, yeni bir örgütün kurulması ve Türkiyenin nükleer teknoloje girmesi için gerekli her türlü çalışmayı yapmasına imkan veren bir kanun ile gerekli yetkilere biran önce kavuşturulması yerinde olacaktır. Bu kurumun, ikinci reaktörün inşasından önce, yeterli uzmanlık düzeyine getirilmesi şarttır. TAEKin, halihazırdaki lisans verme görev ve yetkilerinin genişletilerek, özerk bir Nükleer Düzenleme Kurumu olarak yeniden yapılandırılması elzemdir.
 
 
Dr. Necmi DAYDAY
 
UAEA Nükleer Güvenlik Uzman Müfettişi (E.)
 
Bu yazı TASAM TRNTP Sitesi için, 21.05.2011’de, hazırlanmıştır.
FacebookTwitter